AEALO Albümü Kritiği - Ceyhun ALMADIK'ın kaleminden.

Ve beklenen albüm geldi. AEALO yine yeniliklerle Rotting christ karşımızda diyor. PASİF AGRESSİON WEBZİNE’nin yaptığı röportajda Sakis: “AEALO Eski Yunan’daki EALO kelimesinin Latin harflere çevirisidir ve yıkım, yok oluş, düşen gibi anlamları vardır. Albümün müzikal ve lirik konseptiyle alâkalı bir isim.” diyor.

Rotting Christ yazarken tarafsız olamayacağım; çünkü benim için ifade etmek imkansız, After Dark I Feel ile başlayan Rotting Christ serüvenim 1988 kayıtlarından tutun da Konser DVD'leri için onlarca lira döktüğüm her kuruşunu helal ettiğim gruptur Rotting Christ. Onları diğer gruplardan ayıran en büyük özellik trendi belirleyen grup olması, yani millet gothic dinliyor moda bu hadi biraz gothic öğeler koyalım anlayışı değil de kardeşim biz bunu yapıyoruz olay budur mantığındalar. Nitekim Death Metalin en zirvede olduğu dönem doom öğeleriyle yoğurarak Nonserviam albümünü yapmışlar; Pure Black Metal'in zirvede olduğu dönem ise Gothic öğeler ile soslu A Dead Poem ve Sleep of the Angels gibi 2 başyapıt albüm çıkarmışlar. Kendini her albüm yenileyen bir grup. Yenilemekten öte dinleyicinin eğilim ve beklentilerini sezebiliyorlar. Hiçbir zaman köklerini inkar etmiyorlar. Yaptıkları her şarkının altyapısı Black Metal öğeleri üzerine kurulu ve ticari kaygı ile albüm yapmıyorlar. Eski Rotting Christ şarkılarını özleyenler Thou Art Lord grubunun DV8 ve Orgia Daemonicum albümlerini dinleyip Non Serviam ve önceki Rotting Christ şarkılarına benzer tatları alabilirler. Neyse konumuz AEALO'ya dönelim.

Giriş her Rotting Christ albümündeki pure black tarzı bir şarkı olan AEALO şarkısıyla başlıyor. The Sign of Prime Creation, The Sign of Evil Existence, Tou Art Blind, Daemons, Visions of a Blind Order, The Fifth Illusion, The Hills of the Crusifixion tarzı bir şarkı diyebiliriz bu şarkıya. Albüm tamamen folk yani yerel Yunan öğeleri üzerine kurulmuş durumda. Özellikle PLEIADES adlı ağıt ve ilahiler üzerine yoğunlaşan geleneksel Yunan korosu albümde en çok göze arpan unsur. Bu albümde hatta Sakis'in vokalleri bile geri planda kalıyor bazen! Aealo başlıyor gazlamaya ilk 5 dakikada.

Eon Aenaos: Rotting Christ'ın son albümlerinde şarkıların sırası diziliş konsepti aynı, klasik bir pure yani hızlı bir girişten sonra ikinci parçada 5. vitese geçiyor; Keravnos Kyvernitos, Thy Wings Thy Horns Thy Sin, Lex Talionis tarzı bir şarkı. Aelao'dan sonra iyice gazlıyor özellikle 50. saniyeden itibaren başlayan riff klasik Rotting Christ melodisi. George Bokos varlığını hissettirmeye başlıyor bu şarkıyla 1 dakikaya yakın soloyu dayıyor şarkının finaline doğru. Konserlerde ensemizi köküne kadar ağrıtacak bir şarkı.

Demonon Vrosis: Ben dinlediğimden beri bu şarkıya kapılmış durumdayım. Spiros & Efi (Daemoneia Nymphe) bu şarkıda vokal yapmışlar Sakis'le beraber. 1.47 ve 04.10 saniyeden başlayan riff melodi gerçekten işte Rotting Şarkısı dedirtiyor bize. Vokal, sözler ve melodi çok uyumlu. Özellikle Sakis bu şarkıda 10 numara performans çıkarmış. Bıkmadan usanmadan dinliyorum sabahtan beri. Şarkı Biraz Quintessence, Fateless, Khronos, Time Stands Still şarkılarına benziyor. Konserlerde bu şarkıyı playlistte bekliyoruz.

Noctis ERA: Rotting christ'ın bazı şarkıları var ki ilk dinleyişte algılayamazsınız hatta 3 bomba şarkı vardır döndürüp onları dinlersiniz ama zamanla arada algılayamadınız o şarkıda bir melodi yakalarsınız , o melodi beyninize yerleşir ve o şarkıya sararsınız. Noctis Era da o tip şarkılardan biri. İlk dinlediğimde "Bu şarkıda Sakis ne yapmak istemiş anlamadım." demiştim. Hatta umudu keser gibi olmuştum ama birkaç kez dinleyince alttan alttan damardan yavaş yavaş alıştırıyor Sakis. Şarkının girişi biraz Non Serviam gibi olsa da Athanatoi Este ve Nemecic havası var Rotting dinleyenler az çok fark edecekler. Non serviam ve öncesi bir hava var, şarkının soğuk ve sertliği şarkıyı çekici kılıyor.

dub-sag-ta-ke: PLEIADES yine başrolde bu şarkıda. Hatta Sakis geri vokal yapmış desem yeridir. Şarkının Glory of Sadness, Visions of the Dead Lovers vari hızlı bir girişi var. Koro eşliğinde karanlık ve atmosferik bir müzik Sakis'in vokali sinirlerinizin sanki iliklerine kadar boşalıyor nerdeyse. Hele tulum sesi bizim gibi bu müzik aletine yabancı olmayan dinleyici kitlesi için çok hoş bir sürpriz oluyor. Gerçekten gaz bir şarkı klavye ayrı bir hava katıyor.

Fire Death and Fear: Giriş yine PLEIADES adlı ağıt ve ilahiler üzerine yoğunlaşan geleneksel Yunan korosu ile başlıyor. Resmen savaşa çağrı yapıyorlar... Bu şarkıda Brutal ve Scream vokaller olmasa clean vokal olsa bir progressive metal şarkısı olurdu. Bu şarkı biraz deneysel olmuş desem yeridir. Biraz Serve in Heaven ve Tyrannical şarkılarını hatırlatıyor.

Nekron Lahes: Albümün enstrümantal parçası klavyeden insan sesine geçiş yaşanmış. Fire Death and Fear'ın devamı gibi sizi bir buçuk dakika dinlendirmeye çağırıyor. Magus Wampry Daoloth katkıda bulunduğu söyleniyor bu şarkıda ama ben sesini duyamadım. Tavsiyem bu adamın hayranıysanız Necromantia grubunun Crossing The Fiery Path albümünü dinleyin. Fanlarının Magus’un vokaline doyacaklarına eminim.

...Pir Threontai: Mid tempoda giden bir şarkı. Sanki savaştaki marşlara benziyor melodisi. Albümün ruhunu yansıtan bir şarkı; Nemecic, My Sacred Path şarkılarına benziyor. Yunan ezgilerinden esinlenilmiş bir şarkı. Tyrannical, Dying, Deamons şarkılarına benziyor kalıpları. Bu kadar hızlı bir albümde kafa dinletir, konserlerde playlistte de görürüz.

Thou Art Lord: Alan Nemtheanga (Primordial) ve Stavros konuk sanatçılar clean vokalle götürüyor bu şarkıyı sakin bir tempoda. Bayan vokalin olması da hoş bir tat vermiş, Sakis’in o karizmatik sesiyle farklı bir atmosfere bürünüyor şarkı. Rotting Christ bize yeniliklerinden bir demet sunuyor bu albümde, özellikle gitar solosu da çok güzel yazılmış.

Santa Muerte: Albümdeki en sivrilen şarkılardan biri. Önceki albümlerdeki Keravnos Kyvernitos, Aeternatus, Glory of Sadness, The Word Made End ve Helios Hyperion tarzı bir şarkı. Şarkıda PLEIADES yine ön planda Sakis'in de o scream brutal karışımı vokalle tempo tutar gibi şarkıyı söylemesi kopartıyor resmen. Hani insan küp gibi sarhoş olsa bu şarkıyla açılır.

Orders From The Dead (Diamanda Galas Cover): Şu anda bu şarkıyı dinlerken kritiği yazıyorum ve karmaşık duygular içindeyim. Tam bir isyan şarkısı. Şarkı Yunanca- İngilizce karışık sözlerle yazılmış. PASİF AGRESİF WEBZINE’nin yaptığı röportajda Sakis: “Karanlıklar Prensesi’nden bir şarkı cover’lamak istedik ve DIAMANDA GALAS’ın “Orders From the Dead”ini seçtik. Bu şarkı çok ruhlu bir parça ve albümün genel atmosferine de çok iyi uyuyor. Dostum burada tek amacımız sanat ve sanatımızda politik konulara yer yoktur. Biz insanları ayırmak için değil, birleştirmek için müzik yapıyoruz.” diyor. Zaten savaşın ne kadar kötü ve acı verici olduğunu hepimiz biliyoruz ve bunu yaşadık. Hala da yaşıyoruz. Bazı şeyler söylemle olmuyor bir de yaşayanlara sormak lazım. Onun için politikacıların sözlerine değil de savaşı yaşayanların seslerine kulak vermeliyiz. Her Rotting Christ albümünün son parçası hep hüzün ve veda şarkısı olmuştur. İnsan dinlerken albümün bitmesini istemez. Rottig Christ da bir sonraki albüm için fikir verir.

Albüm bir Rotting Christ fanı olarak 10/10 diyebilirim tabi söz dinleyenlerin. Eleştiriye gelirsek davullar ve bas gitar geri planda kalmış. Kayıtlar Triarchy of the Lost Lovers albümü gibi biraz cılız. Bir Sanctus Diavolos'taki canlılık ve sertlik yok. Gruba Mutilator ve Magus Wampyr Daoloth gibi Sakis ile çatışabilen ve ağırlığını hissettirebilecek bir eleman gerekiyor. Yoksa şarkılarda ne kadar yenilik ve farklılıklar olsa da belirli kalıpların dışına çıkılamıyor. Biraz Transform All Sufferings Into Plagues ve His Sleeping Majesty gibi şarkının içinde 5-6 riff olan geçişleri çok keskin olan şarkılar da bekliyoruz. Karanlık bir albüm AEALO ama bir Non Serviam değil tabi ki (Non serviam bence Rotting Christ'ın gelmiş geçmiş en karanlık albümüdür.) Unutmayın Metallica da 2. bir Kill'Em All yapamadı.

Rotting Christ çizgisini bozmadı ve köklerine sadık kaldı. Konserde hangi şarkısını çalsa bunu neden çaldılar demem. Her şarkısında ayrı bir emek, ayrı bir karakter ve güzellik vardır. Rotting Christ bazı gruplar gibi 3 tane hit şarkı yapıp hala onları çalıp pirim yapmıyor. 12 albüm çıkarmış bir grup olarak Rotting Chrst'tan beklentim 2 akşam konser vermeleri. Bir akşam sadece Triarchy of the Lost Lovers ve öncesi, 2. akşam da A Dead Poem ve sonrası olmak üzere... Bir de uçuk bir istek ama Satanas Tedeum ve Passage to Arcturo albümünden parça çalarken 3. sınıf gitar, klavye ve davulla gösteri yapmaları. Eski old school günleri ve amatör ruhu bize yaşatmaları. Hayal olsa bile de güzel bir fikir inşallah gerçekleşir. Konserlerde ve 2012 yılında yeni bir Rotting Christ albümünde görüşmek üzere.

Ceyhun ALMADIK / Rotting Christ Türkiye Fan Kulübü


AEALO Albümü Kritiği - İbrahim ÇELİK'in kaleminden.

Rotting Christ'ın albüm çıkaracağını duyduğumda tahminlerim sıradan bir ara çalışma olacağı yolunda idi. Nitekim THEOGONIA albümü grubun en iyi albümü THY MIGHTY CONTRACT'a yaklaşabilecek kadar kült mertebelerde. İşin eskileri, bu tarz müziği bilen arif dineyiciler bahsi geçen albümün Rotting Christ ve muadili gruplar arasında yapılan en sağlam iş olduğuna hemfikirdir.

O dönemin kitap gibi albümü okültist sözler taşıyor, müzikal anlamda folklorik ögelerin metal müziğe taşınmasından çok öncesindeki antik bir döneme denk geliyordu(1993). Ha o zamanlar Ortadoğunun incisi bir grup folk metalde oriental tavırla çöl esintilerini çekiç gibi kafalara vurmamış da degildi. Türk metalinde ise durum şimdiki kadar vahimdi. Birkaç şebek grup, dergilerin ve ansiklopedilerin mitolojik başlıklarından arak isimler ile davul dövüyor, gitara işkence yapıyor, varsa klavyeyi düğün salonlarına geri kaçmaya zorluyorlardı. İşte bu dönemde Antik Helen'in karanlık evlatları düşmüş meleklerin şarkılarını gırtlak patlatırcasına haykırıyor, sert ve vurucu tonlarda gitarlar ile insan doğasındaki "kötü varoluşu" işaret ediyorlardı. THY MIGHTY CONTRACT'tan bu kadar bahsetmek sadece grubun ilk bandrollü albüm çalışmasını yad etmek amaçlı değil. Sağlam bir giriş yapılan piyasada takip eden işlerin de belirli bir ortalamanın altına düşmemesi gerektiğini vurgulama gereksinimi. İşte Rotting Christ, THY MIGHTY CONTRACT kalitesine A DEAD POEM ile biraz yaklaşmış ama asıl büyük işini 10 yıl sonrasına THEOGONIA'ya saklamıştı.

THEOGONIA konsept albümlerin ve folk öğeli metal şarkıların karşısında gitar ve davulu futbol fanatiği şiddetinde ezen sert Death-Core gruplarını bulduğu yeni binyılın ilk zamanlarında Antik Yunan'dan çatışmak için gelen başıbozuk savaşçı gibi saplandı piyasanın bağrına (2007).

Yıl 2010... 3 yıl geçti aradan. Karanlığın evlatlarından ses çıkması gereken zamanlar yaklaştı artık diyorduk. Haber gecikmedi, sınırın öbür tarafında bir şeyler olduğunu müjdeledi lanetli kuş sürüleri. Karanlığın evlatları antik zırhlarını tekrar giyinmiş, Doğu'ya uzun bir sefere hazırlanıyorlardı. Arkada bırakılan güzel sesli kadınlar lanetlenmiş Harpy'lerden haberlerini alıp kah ağlıyor kah cesaret veriyordu savaşçılara... Yıkım, katastrof, savaşın baslangıcı, korku ve umut. Antik Helen-Balkan kadını yolcu ediyor savaşçıyı sefere. Kah ağlayarak kah gülerek; ölürse özgür ölecek. Ölüm son değil, Hades diyarına giriş sadece. O kadınların sesi hiç eksik olmayacak bu macerada, savaşçı her an duyacak onları. O sesler ki binlerce yıldır adı değisse de acısı değişmeden Ares'in Balkan'larında, bereketli topraklarında yankılanıyor hala. Mesih'in yolundakiler dahi o sesten rahatsız değiller, ebedi olsalar da savaşçının.

AEALO/ROTTING CHRIST (2010)AEALO albümü efsanelerde anlatılan Olimpos dağındaki Lunatech studyolarında 4 aylık bir süreçte tamamlanmış. THEOGONIA ile başlayan Antik Yunan temasını farklı bir ruh ve geçmişten aldığı ilham ile harmanlayarak devam ettirmiş grup.

AEALO, albümün ilk şarkısı. Main theme olan Balkanic-female vokaller ile başlıyor albüm. Alışık olmayan arkadaşlar için belirtme gereği duyuyorum: Konsept albümler bir konuyu işler, film soundtrack'i gibidir. Bir main theme bulunur ve varyasyonları ile kullanılır konu işlenmeye devam ettikçe. Rotting Christ bu albümde main theme'i Balkan-Helen-Makedon yurtlarının kendi öz müziğini seçerek desteklemis. Vokalleri yapan Pliades isimli bir folk grubu. Şarkı albüm girişi için oldukça iyi düşünülerek hazırlanmış. Kadın vokaller girişi yapıyor, sert seri davullar devam ediyor ve macera başlıyor. Gitarlar bildigin Rotting Christ. Vokaller çok çesitli ve fonda boşluk yok. Kulağa eksiklik hissi gelmiyor.

Eon Aenaos ikinci şarkı. Ölümsüz Yüz yıl. Savaşlar ve şiddetin durmadığı bir zaman dilimi. İlk şarkı ile aynı tempoya devam ediyoruz yavaşlama yok. Kadınlarımız susmuyor, beraberinde göremediğimiz alıcı kuşlar ve kanatlı iblisler tepemizde dolaşmaya basladı bile. Savaş şiddetli, arkada birbirini gırtlaklayanlar mı dersin, kesilen kollar bacaklar kırılan kalkanlar mı dersin, var oğlu var. Gitar kendini tekrarlayıp duygusal bir soloyla SLEEP OF THE ANGELS'tan özlediğimiz fısıltı vokallere yol veriyor, fısıltılar şiddetlenip haykırışa dönüşüyor ve şarkıya final yapılıyor.

Demonon Vrosis, "şeytanların beslenmesi" gibi Rotting Christ köklerine ait bir konuyu işliyor. Birçok yerde şarkının ilk kısmındaki gitar sololarının Athanati Este'ye benzetildiğini duydum. Hatta aynısı diyen birkaç sağıra bile rastladım. Hayır, aynı kişinin elinden çıkan müzik eserinde cümleler, sololar, melodiler, akor düzenleri birbirine benzer. Rotting Christ da birbirine benzer melodiler ve riffleri kullanan bir grup ama bu şarkının orijinal melodisini başka bir esere benzetmek ya sağırlıktır ya da art niyettir. Alın bir elinize deneyin çalmayı, farkı hissedeceksiniz. Hız kesmeden devam ediyor albüme şarkı.

Noctis Era, promo şarkılardan ilki. Karanlık bir çağın imgelemleri var kafamızda dinlerken. Bu şarkı tam bir Rotting Christ şarkısı.Bu albümden bahsetmeden birisine dinletin kesinlikle Rotting Christ diyecektir şarkıya. Son kısımlarda Anadolu esintili bir gitar melodisi karşılıyor bizi. Melankolik, hüzünlü tek başına yalnızlık hissi ile devam ederken arkadan yoldaşı diğer gitar ve davul desteğe geliyor. Koro vokaller ile ekip tamamlanıp Sakis'in çığlıkları ile şarkı devam ediyor ve başladığı tempoya dönerek bitiyor. Bir an savaş meydanında kaybolup yürüyen daha sonra arkadaşlarını bularak yola devam eden bir savaşçının hüznü ve coşkusu arka arkaya hissediliyor şarkıda. Bu arada o kadın vokaller yok bu şarkıda, sevinebilirsin Türk metalcisi!

Dub-sag-ta-ke tempoyu düşürmeyen düz bir şarkı. Ölü bir dilde yazılmış. Savaş ortamındaki lanet hissedilebilir kılıyor adeta. Efektler ve vokaller bu kez Nemecic'den hatırlayacağınız tulum ile desteklenmiş. Çığlıklar, haykırışlar, Lamia'lar sarıyor çevremi. Tartarus'a düştüm sanki diyorum , kadınlar yine yetişiyor imdadıma muallakta bir yerde feryatlara. Kısa bir gitar solosu da süslüyor karanlığı.

Fire Death and Fear sanki bir önceki şarkı bitmemişçesine bir köprü yaparak başlıyor, gitara abanılan bir solo ile devam ediyor yola. Main gitar daha derin işliyor bu kez melodiyi, deriye saplanmış kuru diken misali. Melodi yine tanış olabilecek seviyede folklorik. Biraz ileride Keravnos Kyvernitos tadına da çok yaklaşıyor ama aynadaki yansıma gibi aynı değil tabi. Savaş çarpışma yıpratmış ama zenginlestirmiş de. Daha süslü bu kez, daha toprak kokulu. Kadınlar da eksik etmemiş vokalleri ile alacakaranlığı...Nekron Iahes aslında ...

Pir Threontai'nin introsu, kadınlara ait her şey artık introda, ölüler Tartarus'tan sesleniyor bu deneysel çalışmada. Uzunca ve romantik melodiler bulunan bir Rotting Christ şarkısı bu. Sakis klasik vokalinde.

Thou Art Lord: İşte farklı bir çalışma Rotting Christ'tan. Primordial'dan Alan şarkıda desteğini esirgememiş. Celtic tarza yakın bir üslup bana keyif verdi Rotting Christ dinlerken. Kesinlikle çizgi dışı buldum. Clean vokalle giriş ve yavaş tempo devam ederken geri vokalde daha tiz tondan çok hoş katılımlar var. Keyifle dinlediğim bir çalışma olmuş. Albümün iyilerinden.

Santa Muerte ölüm çığlıkları ve naralar ile başlayan bir karambol girişe sahip. Genel konseptten kopuk değil şarkı. Albüm bütünlüğü içinde yerinde tutarlı. Finalden bir önceki şarkı.

Orders From The Dead. Saba makamı esintili Diamanda Galas şarkısı. SANCTUS DIAVOLOS'un finalini hatırlıyorsunuzdur sanırım. Tempo düşmüş, müzik etrafı kaplamıştı. Final şarkısı saba taksim ile giriyor, Diamanda Galas'ın ağıdı ile devam ediyor. Gitarlar şarkının karanlık havasına uygun melodiyi buzuki eşliğinde vermeye devam ediyor. Bana Kaigomei isimli Rebetiko şarkısını hatırlattı ki o sarkı da katastrof temalı idi. Sakis'in modern Yunan folk müziğinden beslenmesi ile ortaya çıkmış bir eser. Albüm bu şarkı ile nihayet bulup bize keyif ve hüzün kombinesi bir final yaşatıyor.

Albümü ara çalışma olarak tahmin eden bir Rotting Christ fanı olarak fazlasıyla doyurucu buldum. THEOGONIA'yı bir filmin ilk bölümü düşünürsek AEALO bir devam filmi kabul edilebilir. Yeni olan şeyler de var THEOGONIA'ya göre. Daha çok folk var mesela. Degişik vokal denemeleri var. Gitar melodilerinde melankolik duygusallık değişik açılardan verilmiş. Albüm kış mevsiminde Akdeniz sıcağı gibi ısıtan, Balkan toprağının kokusunu hissettiren sert ve tempolu bir yapıda. Acı, korku, coşku ve cesaret; ölüm ve hüzün; dirilis ve hesaplaşma... Bir konsept albümde aradığım her şey var. Vereceğim paraya değecek bir çalışma.

Sakis'e albümle ilgili bizlere bir mesajı olup olmadığını sorduğumuzda ise şöyle diyor: "Öncelikle bizden bunca yıldır sürekli desteklerini esirgemeyen Türk fanlarımıza selamlarımızı sunuyoruz. Ve umuyoruz ki bu yeni albümümüz sizleri ruhumuzun ayak basılmamış karanlık patikalarına bir yolculuğa çıkaracak. Rotting Christ sizlere kendilerinin savaş karşıtı savaş meydanına hoş geldiniz diyor. Ve milletlerimizin birbirine karşı olan nefretiyle mücadeleye de..."

Rotting Christ için son dönemde birçok eleştiriler var. Mesela o imkanlar bende olsun daha iyisini yaparım diyebilen birkaç denyo tanıdım son zamanlarda. İyi müzik yapmak iyi sololar atmak degildir. En güzel aşk sözlerini bir kağıda arka arkaya yazmak nasıl muhteşem bir aşk şiiri ortaya çıkarmıyorsa en iyi, en teknik, en hızlı soloları, en sert davul ataklarını çalmak da en güzel şarkıyı ortaya çıkarmıyor. Düzenlerken insanı etkileyebilecek, farklı boyutlara götürebilecek melodiler, ezgiler harmanlamak gerçekten kolay değil. Brezilya'dan tutun Orta Amerika'ya kadar binlerce hayran kazanmış bu grup kompozisyonu güzel yazdığı, ruha yeni kapılar açtığı için 20 yılı aşkın süredir esiyor hala. Rotting Christ kendi melodilerini zaman zaman tekrarlayabilir, bir müzisyen keyif aldığı üretimlerini değişik şekillerde düzenleyip birkaç şarkıda kullanabilir. Ki bunu folk öğeler ile ve her defasında zenginleştirerek yapması, yaptığı müzikten kendi de keyif alması demektir.

Söz konusu Rotting Christ olunca insanlarda bir yüz buruşması, eleştiri ve sallama hevesi seziyorum. Hele ki Metal müzikte üretimi çok zayıf, toprağındaki müzikal birikimi kullanamayan, üretken müzisyenlere değil de mukallit anlayışta kendince tayfacılık oynayan Türkiye gibi kötü bir piyasada bunları duymak ister istemez rahatsız edici. Rotting Christ grubunun sürekli gelip gitmesi, konserlerde canayakın ve alçakgönüllü tavır sergilemesi, yakın arkadaşın kötü gitar çaldığında eleştirdiğin gibi eleştirme hakkını vermez insanlara. Ki yapılan işler ortada, kalitesi ve özgünlüğü uluslararası Metal camiasında kabul görmüş bir grup eleştirilen. İsmi malum, bu ülke bir (rakamla 1) tane yetenekli ve kaliteli, özkaynaklarını ve zenginliğini değerlendirebilen grup çıkarabilmişken (evet digerlerini de dinliyorum, hepsi birbirini taklit ediyor) komşuya biraz daha saygı göstermek gerekli tavır olacaktır.Son sözde AEALO bir ara albüm değil Antik Yunan kökleri ile zenginleşmiş fakat Black Metal geleneğinden kopmamış ve zenginleştirilmiş bir devam albümü olmuş diyor, bilen bilmeyen her müziksevere dinlemesini tavsiye ediyorum. Eline sağlık Rotting Christ. Konserinizi sabırsızlıkla bekliyorum. Boynuzlarınızı hep yüksek tuttunuz, hiç alçalmasın...

İbrahim ÇELİK / Rotting Christ Türkiye Fan Kulübü

                                                                 TRIBUTE TO ROTTING CHRIST

                                                                 ARARAT MOUNTAIN (5137 MT.)
 

 

Mutilator Röportajı (Rotting Christ Türkiye Fan Kulübü - Şubat 2009)

Söylenecek o kadar çok şey var ki. Rotting Christ'ın kurucularından, harika şarkı sözleri yaratan, bir zamanlar grubun en önemli adamlarından biri Mutilator. Gruptan ayrılalı 10 yıldan fazla oldu. Mutilator'ün gidişiyle birlikte Rotting Christ bambaşka özgün bir yöne savruldu.

Yıllarca başkaları tarafından yapılmış Mutilator röportajları okuduk. Rotting Christ Türkiye Fan Kulübü olarak 5. röportajımızı yayımlıyoruz. Böyle bir röportajı efsane kayıp adamla yapmak bizler için gerçekten onur vericiydi.  Aslında röportaj yapılalı 4 ay gibi bir zaman oldu. Kişisel nedenlerden dolayı bu röportajın sizlere ulaşması biraz gecikti. Geç de olsa Mutilator neler demiş şimdi de ona kulak verelim...

Merhaba Jim nasılsın? Rotting Christ Türkiye Fan Kulübünden geliyoruz.

Mutilator: Selamlar, gerçekten iyiyim. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Hayat nasıl gidiyor? Uzun zamandır senden haber alınamıyordu.

Mutilator: Her zaman müzikle iç içeydim sadece herhangi bir grupta çalmıyordum.

Biraz Metal Era'daki hayatından bahseder misin? Yeni kitap çıkarıyormuşsun.

Mutilator: Metal Era, metal müzik ile alakalı bir kayıt stüdyosuydu ama kapattım. Bu tür işlerden gerçekten sıkıldım ve artık bu yolda ilerlemeyeceğim. Metal müzik taciri olmak istemedim. Bu işten 15 yılda tonlarca para kazandım. Yeni kitabımla ilgili söyleyebileceğim tek bir şey var o da bu sene hazır olacağı. 10 senedir mükemmel olması için uğraşıyorum.

Yeni projelerinden sonra bahsedeceğiz. Rotting Christ'ın eski dönemlerinden başlayalım. Liriklerden sen sorumluydun, anlamını bilmediğimiz isimler var kim onlar?

Mutilator: Eğer şimdi bu isimleri anlatmaya kalksam 1 sene sürer, en iyisi kitabın çıkmasını beklemek, orada bu isimlerin açılımını yaptım. Bazı isimler herkesin güldüğü ya da reddettiği paralel boyutlarla ilgili ama ben çok bilgece buluyorum. Bazen reddetmek sizin hayatta kalmanızı sağlar. Liriklerdeki isimlerden biraz bahsetmek gerekirse fetim race aslında bir hata. Aslı fetid race olmalıydı. Aynı şey dowraction'da da var, o da dowry action olmalıydı. Ithakua, N'gai, Oume At Tuil gibi isimler ise sadece Lovecraft etkilenmeleri.

Şarkı sözlerini yazarken nelerden etkileniyorsun. Beslendiğin kitaplar vs. var mı?

Mutilator: Sadece evrenin karanlık tarafları beni besliyor.

Ne tarz kitaplar okursun? Hangi yazarları seversin?

Mutilator: Korku ve fantastik kitaplar, felsefi, tarih kitapları, antik Yunan tragedyası ve okultizm ile ilgili kitaplar. Yazarlardan da Clive Barker, Graham Masterton, Deepak Chopra, Ms Ford ve Ann Benson severim.

Senin olduğun dönemlerde Rotting Christ'ı nasıl tanımlarsın?

Mutilator: Mistik okült bir black metal grubu olarak tanımlıyorum.

Ayrılık sonrası Rotting Christ nasıl bir yola girdi sence? Kişisel fikrim sen ve Magus birlikte devam etseydiniz Rotting Christ'ın dünyanın sayılı black grupları arasında olacağı yönünde. Sizden sonra RC bambaşka ve özgün bir tarza yöneldi.

Mutilator: Bu konuda seninle aynı fikirdeyim ama Roting Christ şu an için kült kimliğini kaybetmiş iyi bir grup. Özellikle Norveç'te Rotting Christ'tan etkilenmiş birçok grup var. Birçok büyük grubun Rotting Christ tişörtünü albümlerinde giydiğini hatırla. Dissection, Immortal, Vital Remains, Blasphemy bunlardan bazıları.

Non serviam bence gerçekten çok soğuk bir albüm. Böyle bir albümü nasıl yarattınız. Tüm şarkılar Non Serviam soundunda ve hepsi birbirinden farklı.

Mutilator: Çok haklısın. Ama albüm kötü sound kalitesine sahip. Black metal tarihinde bazı iyi şarkılara sahip bir albüm oldu.

Century Media ile anlaşma imzaladıktan sonra, daha büyük bir grup olabilecekken neden gruptan ayrıldın?

Mutilator: Öyle görünüyordu ki Sakis ve Themis kardeşler daha teknik müzisyen istiyorlardı. Gruptan ayrılmanın daha iyi olabileceğini düşündüm ve ayrıldım.

Ne zaman evlendin? Rotting Christ'ta çalarken evli miydin?

Mutilator: 1991'de evlendim ve tabi ki Rotting Christ'ta çalıyordum.

Gruptan ayrıldıktan sonra Rotting Christ dinlemeye devam ettin mi? Thegonia'yı nasıl buldun?

Mutilator: Ben ayrıldıktan sonra yaptıkları en iyi albüm Theogonia bence.

96 polonya vidyosundaki bas gitar çalan sen misin?

Mutilator: O vidyoyu hiç izlemedim. Ben 96 yılında ayrılmıştım.

Sen aynı zamanda Varathron'daydın. Bu nasıl oldu? Rotting Christ senin için yeterli değil miydi?

Mutilator: Varathron'a Sound Pollution'dan Captain Death ile 89'da katıldım. Yakın arkadaşlar olarak beraber bir şeyler yapmak istedik.

Bu röportajdan önce seninle 93 yılında Laneth dergisinde röportaj yapan Kerim Tunçay'a Mutilator'e bir şeyler söylemek istiyor musun diye sordum. O da "kişisel bir sorum yok, selam söyle ve onları çok sevdiğimizi bilsinler yeter" dedi. 93 yılındaki röportajda Kerim sana Kıbrıs ile ilgili bir soru sormuştu. Aradan 15 yıl geçti ve Kıbrıs'ta değişen bir şey yok sadece daha aklı selim insanlar iki tarafın da başında. Soruyu tekrar edelim Kıbrıs nasıl olmalı sence?

Mutilator: Bence Kıbrıs bir tarafın diğer tarafa ortada bir sınır olmadan rahatça geçebileceği bir ülke olmalı. Bu tabi ki zor çünkü insanlar hükümetler tarafından birbirinden nefret etmesi için ideoloji pompalanan birer kukla halindeler. Elbette bizler mantığını ve inancını kaybetmiş aptallarız. Türkiye gerçekten büyük bir ülke ve ABD tarafından desteklenen büyük bir ordusu var ama anlamadığım nokta neden Türk'lerin Kıbrıs'ta Kıbrıslılarla barış içinde yaşamasına izin vermediği. Tabi ki Kıbrıslı Rum'ların da oradaki Türk'lerle barış içinde yaşamak istediğine emin değilim. Bu durum yıllarca böyle sürecek.

Dinlere bakış açın nasıl?

Mutilator: Ben evrensel bir tanrıya inanıyorum. Bu evrenin mimarı ve bu evrenin üzerinde bir tanrı. Aynı zamanda Yunan tanrılarına da saygı duyuyorum.

Çocukların vaftiz oldu mu?

Mutilator: Evet oldular. Burada bundan uzak duramazsın.

Yunanlılar her ne kadar Türk düşmanlığı ile yoğrulsa da sol ağırlıklı bir millet. Hatta komunist parti %10'a yakın oy aldı Yunanistan'da. Rotting Christ da Yunanistan'dan çıkmış bir grup. Milliyetçi gruplara bakış açınız nedir?

Mutilator: Milliyetçilik benim için hiçbir anlam ifade etmiyor ve bu tip bir ideolojik hapishaneye kimse beni koyamaz. Milliyetçilik tek tanrının çocukları olduğumuzu unutan boş beyinli insanlar için bir hapishanedir. Milliyetçilik ve dinler bu dünyada insanlığa karşı işlenen suçların bir numaralı sorumlusudur. Tabi ki dünyadaki değişik kültürler hayatımızı daha renkli ve ilgi çekici hale getiriyor. Diğer insanları seviyorum.

Semavi dinlere inanmıyorsun. Materyalist de değilsin mistisizm ile ilgileniyorsun. Bu boşluğu nasıl dolduruyorsun senin teorin ne?

Mutilator: Evet semavi dinlere inanmıyorum ama her insanın inancına saygım var. Yapabildiğim kadarıyla materyalist olmamaya çalışıyorum. Bugün dünyanın %100'ünün materyalizm ile ilişki kurması kolay değil.

İslam hakkında ne düşünüyorsun?

Mutilator: Dürüst olmak gerekirse Kuran'ın bir kısmını çevirdim ama hala okumuş değilim. Kullanışlı felsefe ve teorileri sadece Platon, Aristoteles, Hipokrates, Orpheus, Kral Filozof Julian, Herakleitos ve Da Vinci gibi bilinen isimlerde bulabiliyorum. Bence İslam Hıristiyanlık'tan daha fanatik ve baskıcı. İnanırları tarafından hayatlarını bilinmeyen bir yere sürüklemek ve liderlerinin krallar gibi yaşaması büyük bir kurnazlık.

Bir günün nasıl geçiyor? Hobin falan var mı?

Mutilator: Birçok şey yapıyorum, her günüm farklı bir programla geçiyor. Müzik yapıyorum, kitap okuyorum, arkeolojik yerleri geziyorum, izlediğim fimler var ve futbol falan oynuyorum. Ayrıca heavymetalcozmos.gr sitesine yazıyorum.

Dış dünya hakkındaki düşüncelerin neler? Annunaki teorisi hakkında ne düşünüyorsun?

Mutilator: Dış dünyadan ne kasteddiğini anlayamadım. Eğer uzaylılarsa evet onlarınn varlığından eminim. Evet Zecheria Sitchin okudum ve bu tür teorilerle her zaman ilgilenmişimdir.

Yakın zamana kadar Yunanistan'da antik Yunan tanrılarına inanmak ve çocuklarına Yunan tanrı isimleri koymak yasaktı. AB üyesi bir ülkede bunu nasıl karşılıyorsun?

Mutilator: Yunan tanrılarına ibadet etmenin yasak olduğunu sanmıyorum. Dini isimlerin antik karşılığı olduğu için bir problemleri olduğunu sanmıyorum.

Yunan ders kitaplarında Türk'ler aleyhine pasajlar var. Çocuklarını bu durumdan nasıl koruyorsun sonuçta hiç tanımadığı insanlardan nefret edebilirler?

Mutilator: Kitaplarda Türk karşıtı bu tarz fanatik şeyler artık yok. Benim çocuklarım olgun ve açık fikirli oldukları için kimseye karşı böyle bir şey hissetmezler. Aileler eğitim sistemindeki öğretmenler kadar çocukların doğru yetişmesinden sorumlu.

Çocuklarının isimleri ne? Dini isimler mi?

Mutilator: Nick ve Chrisoula. Daha önce dediğim gibi antik tanrının isminin Hıristiyan karşılığını bulabiliyoruz. Mesela benim adım gezegen Demetra'nın antik tanrıçası Demeter. Tabi ki Hıristiyanlar da kendi azizlerini koyabiliyorlar.

Gerçek adın ne? jim, katolik ismi gibi duruyor.

Mutilator: Gerçek adım Dimitris.

Yeni bir grup kurdun. Biraz tanıtır mısın bize?

Mutilator: Yeni grubumun adı GOD SUN ve birkaç gün sonra yeni 9 şarkılık albümümüzü anons edeceğiz.

Futbolla ilgileniyorsun. Hangi takımı tutuyorsun? Türkiye'den takım biliyor musun?

Mutilator: AEK taraftarıyım. Sizin takımlarınızdan da Sivasspor'u seviyorum. Dünyadaki diğer takımlardan Manchester United, San Lorenzo, Eintracht Frankfurt ve Napoli'yi destekliyorum.

Metal dışında dinlediğin müzik türleri var mı?

Mutilator: Kuzey batı dağlık Yunanistan müziklerini ve eski Yunan müziği dinliyorum. Bunun harici tonlarca değişik tür de dinliyorum.

11 Eylül'den sonra dünyada neler değişti sence? İnsanoğlu kendine ihanet etmek için neden bu kadar hevesli? Non Serviam albümünde karanlık çağdan bahsediyorsun. Sence o çağa girdik mi?

Mutilator: Zulüm, şiddet ve terörizm ile başladı gibi bir düşünce var. Terörizme karşı savaşta masum insanların ölümünden başka bir şey yapılmadı. 11 Eylül Afganistan ve Irak'a savaş açmak isteyenler için büyük bir fırsat oldu, kim bilir sırada kim var. 11 Eylül'de ölen insanlar devletlerinin teröristlerle aynı olmalarını isterler miydi acaba. Tahmin ediyorum ki Morality of a Dark Age bir gün varlığı bitirebilir.

Geçen hafta Yunan polisi 16 yaşında bir çocuğu vurdu ve bunun üzerine Yunanistan caddeleri savaş alanına döndü. Burada da insanlar ölüyor ama ne yazık ki gereken cevabı veremiyoruz. Geçen gün arkadaşlarla İstiklal Caddesi'nde Yunan Konsolosluğu'nun önünde Alexandros Grigoropoulos olayını protesto ettik. Buradan Yunan direnişçilere selam olsun.

Mutilator: Umuyorum ki insanlar bir gün ortak düşmanımız olduğunu anlayacaklar. Kanımıza ve özgürlüğümüze ihtiyacı olan bazı vampirler var.

Son sözlerin neler Jim, röportaj bitiyor.

Mutilator: Mutluyum dünyadan yeni bir arkadaşım oldu. Bütün okurları selamlıyorum ve dışarıda daha fazla özgür insan görmek istiyorum.

Teşekkürler Jim, yeni müzik hayatında başarılar...

Mutilator Fotoğrafları

 

Çağlan Tekil Röportajı (Rotting Christ Türkiye Fan Kulübü - Şubat 2008)

Rotting Christ'ın Türkiye topraklarına ayak basmasının üzerinden dolu dolu 10 yıl geçti. Bu vesileyle Rotting Christ Türkiye Fan Kulübü olarak Rotting Christ'ı bizlerle ilk kez tanıştıran Çağlan Tekil'le bir röportaj gerçekleştirdik, onun anılarında kalan 97 Rotting Christ Türkiye konserlerini masaya yatırdık. Röportajı iki parça halinde bir aylık bir süre zarfında gerçekleştirmek zorunda kaldık. Çağlan Tekil yoğun geçen dergi işlerinden fırsat buldukça sorularımızı yanıtlamaya çalıştı. Bu röportaj yaptığımız en önemli röportajlardan biri. Çağlan Tekil samimi ve dolu bir abi bizler için. 90'lı yılların bu önemli metal adamına birçok konuda sorular sorduk. Sadece 97 konserlerinden değil neler yaptığından, dergicilik maratonundan 90'lı yıllardan ve günümüz metal piyasasından da  bahsettik. O dönemin mimarlarından Çağlan Tekil'e kulak verelim şimdi de. Onun anılarında kalan Rotting Christ neymiş onu dinleyelim.

Çağlan abi naber, nasıl gidiyor?

Çağlan: Saol, her şey yolunda...

Kendini tanıtır mısın? Yeni jenerasyon seni pek iyi bilmeyebilir. 

Çağlan: 1971 İstanbul doğumluyum. 18 yaşından beri dergilere, gazetelere yazıyorum. İlk çalıştığım yer Güneş Gazetesi’nin eki olan “Gençlik” ekiydi. 1986 yılında metal dinlemeye başlamamla enstrüman çalmaktan çok yazmak duygusu üzerine yoğunlaşmıştım. 1991-1994 yılları arasında Laneth, 1998-2000 yılları arasında Non Serviam dergisini yayımladım. Aralarda ve daha sonrasında Akşam, Yeni Yüzyıl gibi gazetelerde, GO, Blue Jean, Top Pop gibi dergilerde ve Superonline gibi sitelerde müzik yazarı olarak çalıştım. 1998-2000 yılları arasında Zihni Müzik’in yerli/yabancı prodüksiyonlarının bazılarının yapımcılığını yaptım, aynı zamanda şubesinde çalıştım. Şu an Blue Jean dergisinin Yazı İşleri Müdürüyüm, Radyo Eksen’de Laneth adlı programı hazırlayıp sunuyorum, haftasonları da Tezgah adlı barda DJ’lik yapıyorum.

Nasıl gidiyor hayat, çalışmalar ne alemde?

Çağlan: Hayat yoğun gitmekte, demin saydığım işlerin beraber yürümesinden dolayı. Ama şikayetçi değilim. Müzikle alakalı olan her türlü çalışmayı ne kadar yoğun olursa olsun severim. Blue Jean, Radyo Eksen ve Tezgah Bar arasında gidip gelmekteyim. Hepsi bir yana zamanımın büyük bir bölümü 1 yıldır Blue Jean’in eki olarak verdiğimiz heavy metal eki Headbang’e gidiyor.

Sizin eski tayfadan kimler var, neler yapıyorlar şu an? Bi ara Kerim Tunçay'la mesajlaşmıştık, "Şu an konserdeyim sen de konserdeysen bir bira ısmarlayayım" falan demişti. Konserde değildim görüşemedik.

Çağlan: Kerim’le sürekli telefon irtibatında olmamıza rağmen yüzyüze görüşme fırsatımız çok olmuyor. Eski tayfanın bir kısmı evlendi. Evlilerle hayatın ister istemez ayrılıyor, çünkü o başka bir yol. Biz gene bekar hayatına, serseriliğe, itliğe devam kısacası.

Dergicilik nasıl gidiyor? Kağıda basılı dergicilik ne durumda, eskiyle kıyaslarsan?

Çağlan: Dergicilik eskiye kıyaslarsan bir hayli kötü. Sebebi internet tabii ki. Ama internette bulunan mutlak doğru değildir ve saklaması zordur. Ama dergi saklanabilir, her yerde okunabilir ve bir aidiyet duygusu taşır. Bu yüzden insanların dergi okuduğu eskiyi özlemle anıyorum her daim.

İnternetteki yayınları takip ediyor musun? Yeni dijital çağ birçok yenilik getirdi.

Çağlan: İşim gereği blabbermouth.net’i takip ediyorum, ama çok sıklıkla değil. Diğer sitelere ise bakmıyorum. İnternet üzerinden bir şey okumak çokça tercih ettiğim bir şey değil. Başlarda delikasap.com’a giriyordum ama oradaki tüm yazıları da okuyamıyordum. Şu an ise takip ettiğim bir yer yok.

90'lı yıllarla 2000'leri kıyaslarsan neler söyleyebilirsin. Sanki 90'lı yıllardaki metalci profili değişti. Faşizm ve dindarlık bazı kuş beyinli metalciler arasında oldukça popüler.

Çağlan: Eskiden de vardı. Her zaman da olacaktır. Heavy metal geniş yelpazeli bir müzik, her tarz insanı kendine çekiyor. Ayrıca bu müziği şunlar dinleyebilir, şunlar dinleyemez diye de bir kural yok. Ama keşke faşist ve dindar dinleyeni az olsaydı metalin. Bunu hepimiz isteriz. 

Artık eskisi gibi az değil Türk metal piyasası, birçok grup var. Hiç dinleme olanağın oluyor mu? Mesela en çok kimleri beğeniyorsun?

Çağlan: Açıkçası birileri tavsiye etmedikçe ve yol göstermedikçe yeni gruplarla pek alakam olamıyor. Bu yüzden yeni yerli gruplar konusunda bilgisizim. Ama yeni olmasa da hala hazırda olanlardan False In Truth, Soul Sacrifice, Catafalque, Abraxas, UÇK Grind ve Ominous Grief hastası olduğum isimlerin başında geliyor.

Dünya piyasasıyla kıyaslarsan ne durumdayız, bizlerden de birileri çıkabilir mi dünya arenasına? Mesela Pentagram/ Mezarkabul çok abartılıyor.

Çağlan: Pentagram dışında şansımız olduğunu düşünmüyorum. Ama eskiden dünya metalinin Türklere ihtiyacı yoktu, şimdi daha da vahim, hiç yok. Bence herkes buraya yoğunlaşsın, yurtdışı filan hayal.

Yerli grupların ideolojik altyapısını nasıl buluyorsun? Bizden de Çürüyen Muhammed diye bir grup çıkabilir mi? Herifler İsa gibi tarihsel olarak yaşayıp yaşamadığı bile belli olmayan bir karakteri eleştirebiliyorlar. Bizde ise durum biraz farklı, sanki daha kapalıyız. 2000 ve sonrası Batı'ya karşı kendini savunma içgüdüsüyle dini inançlara sarılma var gibi. Mesela din karşıtı çok az grup görebiliyorum. Black Metal yaptığını iddia edip de "Elhamdülillah müslümanız" diyen gruplar da var. Kısacası "sanat, sanat içindir" fikrinden kurtulabilecek miyiz? Ya da bizim gruplarımız neden bu kadar korkak?

Çağlan: Açıkçası ben grupların ideolojisinden çok müziğiyle ilgileniyorum. Türklerin din konusunu ele almamaları kendi tercihleri ama “Rotting Christ” ismi de yurtdışı için bir hayli uçta sayılır. Yani orada da büyük tepki gördüklerini biliyorum. Orada bile tepki gören şey, burada çok acı sonuçlara yol açabilir. Bu tarz isimler ve söylemler grubun büyümesinin önündeki en büyük engel. Yani bir grup büyümek istiyorsa din konusuna bulaşmamalı.

Artık birçok grup geliyor ülkemize, aslında bunda sizlerin payı çok büyük tabi, Rotting Christ'ın da. Rotting Christ'ın gelişi birçok yabancı grup için referans olmuş olmalı.

Çağlan: Rotting Christ’tan önce gerçekleşmiş konser sayısı çok azdı. Grinder, Tankard, Sodom, Protector gibi gruplar gelmişti. Ama bunlar da ‘90’ların başında gelenlerdi. RC’yi getirmemiz, bizim gibi olan herkesi cesaretlendirdi, yabancı konserlerin önü açıldı. Bu açıdan iyi oldu.

İlk önce Laneth vardı galiba daha sonra Non Serviam oldu. Geçirdiğiniz dergicilik maratonunu anlatır mısın? Bence "yeni jenerasyon dijital çağı"ndan önceki dönemin en önemli adamlarındansın.

Çağlan: Teşekkür ederim. Her iki dergi de çıktıkları dönemde piyasanın en önemli sesleri oldular. Düşünün ki internet yok, dolayısıyla icq, msn, irc, myspace, facebook da yok. Laneth zamanında cep telefonu yok. Biz ülkenin dört bir yanına dağılmış aynı müziği dinleyen binlerce insanı aynı çatı altında buluşturduk. Bundan daha değerli bir şey olabilir mi? Biz olmasak başka bir dergi olurdu çünkü o insanların seslerini duyurabilecekleri ortak bir platforma ihtiyacı vardı.

Şahsen ben taşralı olduğum için Non Serviam okuma imkanım pek yoktu, tek tük zamanla elime geçiyorsa okuyabiliyordum. Taşralılar için Şebek Heavy Metal Dergisi çok önemlidir, mizah dergisi alt yapısına sahip olduğu için Türkiye’nin dört bir yanına dağıtımları vardı. Hatta bir ara dergi içinde "Özür Dilerim Geç Kaldım"ı yazan abimiz(ki şu an adını hatırlayamıyorum) satışların 25 bin olduğundan bahsediyordu. 

Çağlan: 25 binlik satış aylık olabilir tabii ama onlar haftalık bir dergiydi. Yani 4 sayının toplamı 25’tir. Gene de büyük rakam. Şebek’in özellikle ilk dönemleri çok iyiydi, ama sonlarını pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Laneth ve Non Serviam dergileri neden kapandı? Kısaca o dönemlerin muhasebesini yapabilir misin? Daha sonra Laneth'i tekrar yayımlamışsınız?

Çağlan: İkisi de maddi sebeplerden kapandı. Dergimizi satan dükkanlardan alacaklarımızı toplayamadık ve kapanmak zorunda kaldık. Laneth’i 11 yıl sonra birkaç sayı fotokopi formatta çıkardık. Güzel de olmuştu, bugün altın değerinde olmalılar çünkü sınırlı sayıda basıldılar ve tükendiler.

Bir de Non Serviam logosunun yanında "On A Mission From Satan" yazıyordu. Neden kaldırdınız onu?

Çağlan: Kerim ve ben, Blues Brothers filmini çok seviyorduk. Özellikle Kerim büyük hastasıydı. Filmde müzisyenler “On A Mission from God” (Tanrı tarafından görevlendirildik) cümlesini sarfederler. Biz de ona atıf yapmak için “On A Mission from Satan” yazdık. Sadece esprili bir yaklaşım olsun diye. Sonra millet ciddi sanmaya başladı diye kaldırdık.

Non Serviam satanist bir dergi miydi? Satanizme nasıl bakıyordu derginiz?

Çağlan: Satanist bir dergi değildik, her inanca aynı mesafede yaklaşıyorduk. Yani bir grubu satanist diye dergiye koymak ya da koymamak gibi bir durumumuz yoktu. Aslolan müzikti.

Satanizm olaylarında siz nasıl tavır almıştınız? Şebek o zamanlar "her satanist katil değildir" anlamında güzel bir kapak yapmıştı. Aslında çok özgürlükçü bir yaklaşım bu. Şu anki metal camiası böyle bir tutum alabilir miydi bilemiyorum.

Çağlan: Tavrımız netti, bu olayı kınamak. 3 tane densizin tek suçu rock dinlemek ve dolayısıyla bu insanlarla aynı ortamda bulunmak olan birine karşı işledikleri cinayet affedilir değil elbette.

Non Serviam ismi Rotting Christ'tan mı geliyor? Nasıl koydunuz bu ismi?

Çağlan: Evet hem Rotting Christ’tan, hem de Crown Of Autumn grubunun bir şarkısından geliyor. Etkilendik ve koyduk.

İlk öncelere dönelim, Rotting Christ'la nasıl tanıştın?

Çağlan: 1993 senesinde Hollanda’da yapılan Dynamo festivaline gitmiştik Kerim’le. Oradaki Metal Market’ten “Thy Mighty Contract” albümünü aldım. Albümü dinlememle de hastası oldum grubun. Festival sonrası ben buraya döndüm, Kerim ise okulu yüzünden Almanya’da kaldı. Bu sayede grubun ilk Avrupa turnesini izleme şansı buldu. Konserde grubun basçısı Jim Mutilator ile buluştu ve röportaj yaptı. Laneth’te yayınladık bunu ve grubun burada da az da olsa tanınmasını sağladık. 1997 senesinde gene Dynamo’ya gittik ve orada Sakis ve Themis’le karşılaştık. Ben tanışmıyordum ama Kerim tanışıyordu, beni de tanıştırdı. İkisi o sırada Almanya’da “A Dead Poem” albümünün kayıtları için bulunmaktaydı ve ara verip Hollanda’ya seyirci olarak festivale gelmişlerdi. Bu arada biz muhabbet ederken etrafımızdan da sürekli Rotting Christ tişörtlü insanlar geçiyor ama kimse yanımızdakilerin onlar olduğunu bilmiyordu.(gülüyor) Bu konuşmamız esnasında onları ülkemizde çaldırmak istediğimizi söyledik, Sakis çok sevindi ve elinden geleni yapacağını söyledi. İstanbul’a dönünce hemen teklif geçtim kendilerine, onlar da 3 konserlik bu teklifimizi kabul ettiler.

Rotting Christ öncesi konser düzenlemişliğiniz var mıydı?

Çağlan: İlk konserimi 1989 yılında Fenerbahçe Parkı’nda halka açık olarak düzenledim. Metalium, Pegasus ve Destroyer grupları sahne aldı. Ertesi gün Sabah gazetesi “Şeytanın Çocukları” diye manşet atmıştı. Engin Ardıç da o resimlere ve yazıya bakarak metali kötüleyen bir yazı yazdı. Ücretsiz olan bu konsere 3000 kişi gelmişti. Daha sonra 1991’de Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda “Laneth’li Konserler 1” (Pentagram, Metalium, Hazy Hill), 1993’te “Laneth 2 Yaşında” (Cultus, Necropsy, Kronik ve Pentagram) ve Ankara Talip Sineması’nda “Laneth’li Konserler 2” yi (Metalium, Deathroom, Dark Phase ve Hazy Hill) düzenlemiştim. 

Rotting Christ'ı getirmeye nasıl karar verdiniz?

Çağlan: Çok sevdiğimiz için getirdik. Çok mütevazi bir gruptu ve Yunanlı bir grup getirmenin faşist metalcilere karşı iyi bir hamle olacağını düşündüm.

İlk başlarda bir huzursuzluk var mıydı? Sonuçta Yunan bir grup geliyor ülkemize.

Çağlan: Evet, çok tedirgindik. Ülkücü saldırısı olabilirdi. Bu yüzden grup için 2 adet yakın koruma tuttuk, sonuçta 10 gün burada kalacaklardı. Bir olay çıkmadı neyse ki.

Grupla ilk buluşmanız nasıl oldu?

Çağlan: Sana bir şey söyleyeyim; ya bizi çok sevdiler, ya da ilk kez çalacaklar diye olabilir bilmiyorum ama trenle geldiler. 22 saatlik bir yolculuk. Sirkeci Garı’ndan almaya gittik onları ve sefil haldeydiler. Bir daha da trene binmemişlerdir muhtemelen. En azından sonraki Türkiye konserlerinin hepsine uçakla geldiklerini biliyorum. Birkaç arkadaşımız da gelmişti bizle alakasız, onlar boyunlarına atladı. Hala dün gibi aklımda.

Konserlere dönelim. İlk konser İstanbul Kemancı'daydı yanılmıyorsam.

Çağlan: Rotting Christ için 2 İstanbul, 1 Ankara konseri planlamıştık. Daha önce de söylediğim gibi 20 saati aşkın bir tren yolculuğu sonucu İstanbul’a vardılar. İlk konser bir cumartesi akşamüstü, şu an Rıddım olarak hizmet veren Taksim Alt Kemancı’da gerçekleşecekti. Bar konserleri biraz tehlikelidir, çünkü barlar sabaha karşı 4-5’e kadar açık olduklarından ertesi gün kapılarının tekrar açılması akşamüstünü bulur. Yani konsere 1-2 saat kala açılırsa ne soundcheck yapabilirdik, ne de sahne düzenlemesi. Bu yüzden bir gece öncesi kapanana kadar orada takıldık ve herkes gidince de orada yatmaya karar verdik. Ben, kız arkadaşım, barda duran Punk Levent ve Nilgün’den oluşan dört kişi koltuklara ve arkada duran 3 basamaklı tribünlere uzandık. Sabaha karşı 5 gibi yatıp 8’de kalktık. Hemen Kadıköy tayfasıyla temas kurduk ve grubu öğle vakti soundcheck için buraya getirmelerini söyledik. Bu arada gitar amfisi kiralamamız gerekiyordu. Pentagram elemanları iki gitar ve bir bas amfilerini bize vermeyi kabul ettiler, sağolsunlar. Öğlene doğru amfiler geldi, grup da gelince soundcheck başladı. Bu arada grupla beraber bağlı oldukları plak firması Century Media’dan biri de (Andy) gelmişti. Andy daha önce kendisine yolladığımız CD’lerden Pentagram’ı tanıyordu ve grupla ön anlaşma yapmak için buradaydı. Pentagram’dan Tarkan ve Hakan ile Andy bir köşeye çekilip iş konuşmaya başladılar. 

Çağlan: Burada bir parantez açmam lazım. Bu konserin her ne kadar başrolünde ben varmışım gibi görünse de, Saadeth Müzik’te beraber çalıştığım Güzin ve Naci en az benim kadar bu konserlerin olmasında rol oynamış insanlardır. Özellikle Güzin hayatında ilk kez böyle bir işin içinde olmasına rağmen inanılmaz özveriyle çalıştı. Birçok işi o halletti. Bugün nerede olduğunu bilmiyoruz ama sadece bu konser değil, yaptığı başka konserlerle de Türk metaline sağladığı katkı unutulmaz. Neyse, grup soundcheck’te ‘Sorrowful Farewell’i çalmaya başladığı an biz dağıldık tabii. Bu arada kapıda da yığılmalar başlamıştı. O ana kadar ön satışta 400 bilet satmıştık ve bu o günler için oldukça iyi bir rakamdı. Saat 4 gibi kapıları açtık ve insanlar içeri hücum etti. Bu arada kapıda satılan biletlerle toplam satış 585 adet olmuştu. Gayet iyi bir rakamdı. 

Çağlan: Konser Kemancı’da olduğu için teknik açıdan zorlanmayalım diye RC’nin önünde herhangi bir grup çıkartmadık. RC’nin de 1,5 saate yakın bir çalım süresi vardı ve bu süre yeterliydi. Grup salon dolup insanlar salkım saçak olunca sahneye çıktı ve ‘Sorrowful farewell’ ile konsere girdiler. Ortalık dağıldı tabii. Aslında benim niyetim konseri sakin sakin izlemekti ama şarkıya girdikleri an, kolonların ordan kendimi sarkıtarak bang yapmaya başladım. Herkes feci gaza gelmişti, şarkıları geçtim, grubun sahne şovu muhteşemdi. ‘Among Two Storms’, ‘Archon’, ‘Full Colour Is The Night’, ‘King Of A Stellar War’, ‘Semigod’, ‘Non Serviam’, ‘A Dynasty From The Ice’, ‘Shadows Follow’, ‘The Sign Of Evil Existence’, ‘Fgmenth, Thy Gift’ gibi şarkılarla ortalık resmen yıkıldı. Konser bittiğinde tanıyanlar bizi tebrik ediyordu. Başarmıştık.

Konser sonrası nasıl geçti?

Çağlan: Konser sonrası Arnavutköy’de bir balıkçıya gittik, yaklaşık 20 kişiydik ve kocaman bir masa kurdurduk. Grup rakı balık olayına bayıldı tabii. Fasıl heyeti çalmaya başladı, bunlar da bol bol para yapıştırdılar. Herkes sürünene kadar içti resmen, çok acayip bir geceydi. 

Nerelerde kaldı grup? Şöyle bir geyik var, sanırım grup zihni müziğin sahibinde kalmış ve grup elemanları sabah kalktıklarında dolaptan gidip turşu suyu dikiyorlarmış buz gibi, doğru mu bu?

Çağlan: Turşu suyu kısmını bilmiyorum ama Zihni’nin evinde kaldıkları doğru. Hepsine yer yatakları yapıldı, biz de değişimli olarak onlarla kaldık. Hayatlarından çok memnunlardı, her sabah buzdolabını ağzına kadar dolduruyorduk, her akşam bitiyordu. Acayip yiyip içtik hep beraber.

İkinci konser kaç gün sonraydı?

Çağlan: 2. İstanbul konseri Harbiye’deki Captain Hook’ta Perşembe akşamı gerçekleşecekti. O zamana kadar grubu gezdirdik. Sultanahmet, Karaköy, Eminönü gibi yerleri dolaştırdık. Kadıköy’de Niyazibey İskender’e götürdük, Sakis burada yediği İskender kebabın şimdiye kadar yediği en lezzetli yemek olduğunu söyledi. 

Sakis karnındaki Non Serviam dövmesini burada yaptırmış galiba.

Çağlan: Evet burada yaptırdı. Sakis dövme yaptırmak istiyordu. Kadıköy’de Kasap lakaplı Ayhan’a götürdük. Karnına “Non Serviam” yazdırmak istedi. Biz de Rotting Christ’ı getirenler olarak 3 kişi, Naci, ben ve Güzin bu dövmenin parasını ödeyerek ona hediye etmek istediğimizi söyledik. Gözleri doldu. Üçümüz de maaşlarımızdan kesip böyle yapmaya karar vermiştik ama Güzin bunu tek başına yapmak istediğini söyledi ve Güzin ödedi tüm masrafı. Perşembe günü geldi çattı. Captain Hook o dönem Athena ve Mor ve Ötesi gibi grupların düzenli program yaptığı bir bardı. İşletmecisi Pentagram’dan tanıdığımız Hakan Utangaç’tı. Burada sahne tellerle çevriliydi ve grup kafesin içinde çalıyordu. Bu görüntüye bayıldılar, ilk kez kafeste çalacaklardı. Bu konser, Kemancı konserini kesmesin diye fazla duyurduğumuz bir konser değildi. Sadece eş dost olsun istiyorduk. Gene de 200 bilet kestik ama tabii ki Kemancı kadar ateşli bir seyirci ve o ateşli seyirciden etkilenmiş bir RC yoktu. Bu konser bizim rahat rahat grubu seyredebilmemiz açısından başarılı bir konserdi. Bir de fark ettiğimiz şu oldu; ister 10 kişi olsun, ister 100, ister 1000, grup aynı şevkle çalıyor şarkılarını. Kafalar bir an bile durmuyor. Bu işi büyük zevkle yaptıkları kesin…

İstanbul konserlerinden sonra hemen Ankara konserine mi geçtiler?

Çağlan: Evet. 2 gün sonra Ankara Saklıkent konseri olacaktı ve biz konser sonrası direk yola çıkmaya karar verdik. İstanbul’da bindiğimiz sarı minibüs gibi dolmuşlar var ya, işte onların biraz daha büyüğüne 12 kişi filan doluştuk. Şoförümüz de Akmar Pasajı’nda çaycılık yapan Avni ağabeydi. Zor bir yolculuk yaptık, grup da resmen mahvoldu yolda. Neyse ki Cuma sabahı ordaydık ve konser ertesi akşamdı. Bu konserde diğer 2 konserden farklı olarak Ankaralı grup Witchtrap ön grup olarak sahne alacaktı. Cuma akşamını Ankara barlarında geçirdik. En çok da Graveyard’da takıldık. Artık varolmayan bu salaş bar çok hoşlarına gitti. Ancak gece eve döndüğümüzde Themis ateşler içindeydi. Ateşi 40’a dayandı. Orada Witchtrap’ten Tarkan bize ev ayarlamıştı grubu yatırmamız için. Ancak Themis’i daha sakin bir yer olsun da adam dinlensin diye başka bir evde yatırdık. Evde oturan kızlar cumartesi tüm gün Themis’e bakacaklar, akşam konsere kadar iyileştirmeye çalışacaklardı. Ankara çok büyük isimler olmadıkça konserler açısından vasat bir şehir. Özellikle son 10 yıldır. Daha önce burada normal yerli konserlere bile en az 500 kişi gelirdi. Barları doluyor, etraf metalci kaynıyor ama nedense bu kitle konserlere gelmiyor. Enteresan yani. Bu konsere de 200 civarı bilet satmıştık. Kapılar açıldı, insanlar girdi, biraz müzik dinlettik, sonra Witchtrap çıktı. Daha önce defalarca izlediğim bir grup Witchtrap ama bu kez iyi bir performans sergilediklerini söyleyemem. Ama Venom ‘Countess Bathory’ coverı ortamı sallamaya yetti tabii. Kısa bir aradan sonra Rotting Christ sahneye çıktı. Themis hala hastaydı ama ateşi biraz olsun düşmüştü. Hastalığı performansına da pek yansımadı, yani hasta olduğunu bilmeyenlerin bunu çaktığı söylenemez. İstanbul’daki iki konserin playlistini burada da tekrarladılar. Büyük sahne olduğu için şovları da daha iyiydi tabi. Kostas sahnede ayak basmadık yer bırakmadı. Ne yazık ki, İstanbul’un çılgın seyircisiyle, bu denli büyük bir sahnesi olan salonu yan yana getiremedik, o yüzden 3 konserde de bir şeyler eksikti. Ama öte yandan 3 konser de underground yapıdaydı ve fazlasıyla ruh içeriyordu.

Grup Yunan olduğu için tepki aldınız mı hiç?

Çağlan: Tek tük oldu, ama ciddiye alacak kadar almadık.

Türkiye konserlerinin sonunda ayrılık vakti gelmiş olmalı...

Çağlan: Konser sonrası tekrar İstanbul’a döndük. Akşamüstü grubu uçakla Tiamat turnesine katılmak üzere İspanya’ya yollayacaktık. Havaalanına 2 saat önce gittik ve işlemleri yaptırdık. Tüm alet edevat uçağa yüklendi filan. Ancak muhabbet nasıl koyulaştıysa artık, grup uçağı kaçırdı. Yani tüm enstrümanları uçtu ama grup burada kaldı. Tam anlamıyla skandaldı, çünkü orada aletlerini kim karşılayacaktı. Grup sadece biletli insanların girebileceği yere girdi, onlara ulaşamıyorduk. Sakis ve Themis sakindi fakat Kostas çok sinirlenmişti. Güzin bir sonraki uçuş için yoğun araştırmalar yaptı ve grubu aktarmalı bir şekilde olsa da İspanya’ya uçurmayı başardı. Mesela bu az bilinen bir bilgidir. Grubun uçağı kaçırması yani…

Basın bu konserlere yer ayırdı mı? 

Çağlan: Az da olsa evet. Eksi ya da artı bir katkısı olduğunu söyleyemem.

Konserler sonrası neler yaptınız?

Çağlan: Konserler sonrası her daim bir evde ya da içkili bir mekanda takıldık. Ankara konseri öncesi şöyle bir şey oldu. Grubun plak firması Century Media, Rotting Christ’ı Tiamat’ın Avrupa turnesine ön grup olarak katılması için hemen çağırdı ama grup Ankara konserini gerçekleştirmeden dönmek istemedi. Bu karara en çok Kostas itiraz etti, sabaha kadar Yunanca kavga ettiler. RC bu turneye geç katıldı ve bu yüzden hem para, hem de bazı ülkelerde çalma şansını kaybetti. Ama Sakis verilen sözün her zaman paradan daha önemli olduğunu göstermiş oldu. Bir başka az bilinen bilgi ise Sakis burada aşık oldu arkadaşlar. Güzin’e. Hayatında hiç onun gibi birini tanımadığından bahsetti. Güzin de erkek arkadaşıyla yeni ayrılmıştı, ilişki olayına pek sıcak bakmadı. Ama Sakis gidince kafasına dank etti. Bu arada grubun alet edevatı konusu çözülmemişti çünkü enstrümanlar grup uçağa binmedi diye İstanbul’a geri döndü. O zamanlar cep telefonu pek yaygın değildi ve koordinasyonsuzluk böyle saçmalıklara sebep olabiliyordu işte. Ben de enstrümanlar güvenli bir şekilde gruba ulaşabilsin diye Güzin’i İspanya’ya yollamaya karar verdim. Bu şekilde aşıklar da kavuşabilirdi. Ayrıca kendisi Alman pasaportu da taşıdığı için vizesiz gidebilirdi. Ve Güzin ertesi gün uçtu. Grupla buluştu, onlarla tur otobüsüyle 1 hafta boyunca Avrupa’yı turladı. Merak edenler için söyleyelim, o sırada da Sakis’le aşk yaşamamışlar. Tiamat ve Rotting Christ’la 1 hafta geçirmek resmen rüya gibi bir şey. 

Sakis'le yaptığımız bir röportajda Çağlan Tekil'e söylemek istediğin bir şeyler var mı diye sormuştum. Selam söylemiş ve en yakın zamanda tekrar görüşmeyi umuyorum demişti. En son ne zaman görüştünüz Sakis'le? Konsere geldiklerinde görüşüyor musun?

Çağlan: İstanbul’da olan tüm konserlerine geldim. Türkiye’deki her RC konserinde grupla buluşup eski günleri yad ettik. Grup kesinlikle bu sevgiye değer bir grup. Yaptıkları her şey kalpten geliyor. Önemli olan da bu değil mi zaten?

Rotting Christ hala dinliyor musun? Nasıl buluyorsun son hallerini? Şahsen ben Khronos sonrası 2000'li yıllarda daha farklı bir anlayış ortaya koyduklarını düşünüyorum. Tamam müzikal olarak yumuşama yok hatta daha da sertleştiler ama eski albüm anlayışı biraz değişti gibi. Albüm şarkıları yapmıyorlar artık, sanki birbirinden bağımsız bireysel şarkılar çıkıyor ortaya? Genesis'e kadar her albüm bağımsız yeni bir ruhla albüm olarak elimize geçerdi, her albümün vokalleri bile bir öncekinden farklı olurdu. Albüme ait şarkı, albümden bağımsız değil albümün soundunu içerirdi. Şimdi ise işler biraz değişti sanki her şarkı ayrı bir soundda. Buna kötü gözle bakamayız tabi aslında daha bir zenginlik getirdikleri anlamına gelir.

Çağlan: Ben oldschool hallerini daha çok seviyorum ama “Genesis” dışında son dönem çıkarttıkları albümleri de seviyorum diyebilirim.

En sevdiğin Rotting Christ albümleri hangileri?

Çağlan: A Dead Poem, Triarchy Of The Lost Lovers ve Thy Mighty Contract.

En sevdiğin Rotting Christ şarkıları hangileri?

Çağlan: Ira Incensus, Among Two Storm, The Sign Of Evil Existence, King Of A Stellar War, You My Flesh.

Fan Kulübümüzün oluşmasında emeği geçenlerden biri de sensin, gönderdiğin arşivin için teşekkür ediyorum bir kez daha. Şanver Ofluoğlu'na da teşekkür edelim o da Şebek arşivini göndermişti.

Çağlan: Elimden geleni yaparım.

Buradan Rotting Christ fanlarına da duyuralım. Üniversitemizin dağcılık kulübündeyim ve yapılacak olan en yakın dağ faaliyetinde çıktığımız dağın zirvesine Rotting Christ bayrağı dikmeyi düşünüyoruz. Rotting Christ Türkiye Fan Kulübü'nden bir arkadaşla beraber Zeus kısmet ederse gruba saygı anlamında gerçekleştirmek istiyoruz bunu. Fan Kulübümüz hakkında ne söylemek istersin?

Çağlan: Bu muhteşem bir şey olur. Resmini çekip RC’ye de yollayın mutlaka. Sitenize gelince… RC hayranları için kesinlikle çok faydalı, grubu hiç tanımayanlar bu siteye bakıp çok şey öğrenebilir. Bu heyecanınızın hiç geçmemesini diliyorum.

Röportajın sonuna geldik Çağlan abi. Bu güzel sohbet için teşekkürler.

Çağlan: Ne demek ben teşekkür ederim.

www.rottingchristturkiye.com

Çağlan Tekil Arşivi
Ankara Ankara Rotting Christ Camide Captain Hook Güzin ve Andy(Century Media)
Güzin ve Sakis George İstanbul Kulis Meyhanede (Sakis, Themis, Tolga Akyıldız) Themis Sakis Naci Güzin Çağlan Alp Andreas Yelda George